İngilizce Deyimler (ENGLISH IDIOMS)

#1
İngilizce deyimler, atasözleri, ve tabirler günlük İngilizce'nin önemli bir parçasıdır. Yazılı dilde ve konuşma dilinde her zaman ortaya çıkarlar. Deyimler kendi başlarına bir anlama sahip olmadıklarından, her deyimin anlamı ve kullanımı hakkında bilgi edinmeniz gerekir. Bu çok fazla iş gibi görünebilir, fakat deyimleri öğrenmek eğlencelidir. Deyimler olarak geçen bu kalıplar İngilizce’de “IDIOMS” olarak adlandırılmaktadır. Gündelik dilde kullanılan İngilizce deyimleri öğrenmek örneğin bir basketbol maçı, bira sohbeti, çalışma veya karşı cinsten biriyle randevu sırasında karşılaşabileceğiniz birçok durumda işinize yarayacaktır.

Raining cats and dogs
Birebir çevirisi: Gökten kedi köpek yağıyor.
Anlamı: Yağmurun sicim gibi, bardaktan boşanırcasına yağması
Örnek: Don’t forget your umbrella when you go out, it’s raining cats and dogs out there!
(Dışarı çıkarken şemsiyeni unutma, bardaktan boşalırcasına yağıyor.)

Yes, I was outside and it's raining cats and dogs.
(Evet dışarıdaydım ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor.)

Pulling someone’s leg
Birebir çevirisi: Birinin bacağını çekmek
Anlamı: Biriyle dalga geçmek, kafa bulmak, alaya almak
Örnek: Don’t be so angry! She was only pulling your leg!
(Bu kadar sinirlenme. Sadece senle dalga geçiyor.)
I thought someone was pulling my leg when they told me you were here.
(Senin geldiğini söylediklerinde biri benimle dalga geçiyor sandım.)
Someone's been pulling your leg, my friend.

(Birileri size şaka yapmış, dostum.)

Smell a rat
Birebir çevirisi: Fare kokusu almak
Anlamı: Bit yeniği sezmek, hile kokusu almak
Örnek: I don’t like the sound of this idea – I smell a rat!
(Bu fikri çok beğenmedim, bir hile kokusu alıyorum.)

He'll be sure to smell a rat if I'm with you.
(Eğer seninle olursam o bir bit yeniği olduğundan emin olacak.)
Klingerman's lawyers think they smell a rat.
(Klingerman'ın avukatları işin içinde bir bit yeniği olduğunu düşünüyor.)
If he smells a rat, we go.
(Eğer fark ederse, gideriz.)

A bird in the hand is worth two in the bush
Birebir çevirisi: Eldeki bir kuş, çalılıktaki iki kuşa eşittir.
Anlamı: Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir.
Bu atasözüne göre, gerçekleşmesi olası ama kesin olmayan şeylerin vaadine kapılmaktansa eldekilere önem vermek gerekir.
Örnek: Do you really want to gamble all your money on the car and holiday? A bird in the hand is worth two in the bush!
(Tüm paranı araba ve tatile yatırmak mı istiyorsun? Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir.)


Popping out
Birebir çevirisi: Patlamak (tıpkı şampanyanın patlatılması gibi)
Anlamı: bir yerden hemen geri dönme umuduyla ayrılmak, hemen bir koşu gidip gelmek
Bu ifade genellikle iş yerindeyken hemen bir koşu bir yere gidip gelmek için kullanılır.
Örnek: I’m just popping out for lunch.
(Öğle yemeğine gidip geliyorum.)


Let the cat out of the bag
Birebir çevirisi: Kediyi çantadan dışarı çıkarmak
Anlamı: Baklayı ağzından çıkarmak, bir sırrı açıklamak, ağzından kaçırmak
Örnek: Why did he tell everyone? Now that the cat’s out of the bag, I’m in trouble!
(Niye herkese anlatmış? Şimdi her şey ortaya çıktı.)
We planned a surprise party for Julia, but her father let the cat out of the bag. So now she knows.
(Biz Julia için sürpriz bir parti planlamıştık ama babası durumu açık etti.O artık biliyor.)
When I entrusted Poppy to you, I didn' t expect you to let the cat out of the bag.
(Poppy' i sana emanet ettiğimde, ağzında bakla ıslanmayacağını bilemezdim.)
Tom let the cat out of the bag when he accidentally told his mother about the surprise party being planned for her.
(Tom, onun için planladığı sürpriz partiyi ağzından kaçırarak annesine söyleyince sürprizi bozdu.)
All right, but you have to promise me, mom, that you are not gonna let the cat out of the bag.

(Pekala, bana söz vereceksin anne, söz ver, ağzından hiçbirşey kaçırmayacaksın.)

A piece of cake
Birebir çevirisi: Bir dilim kek
Anlamı: Çocuk oyuncağı, bebek işi.
Burada da çok fazla efor sarf etmenizi gerektirmeyecek işler için kullanılır.
Örnek: I’m glad I used that guide for my revision – the exam was a piece of cake!
(Gözden geçirmek için o kılavuzu iyi ki kullanmışım. Sınav çok kolaydı.)
The project was a piece of cake. It only took me two hours to finish it.
(Proje çok kolaydı. Bitirmek sadece iki saatimi aldı.)
Buying a boat is a piece of cake to me.
(Tekne almak benim için çocuk oyuncağı.)
And every task you undertake becomes a piece of cake
(Giriştiğiniz her iş bir anda kolaylaşır.)
Should be a piece of cake for you, sir
(Sizin için bebek işi olmalı, efendim.)

Bend over backwards
Birebir çevirisi: Geriye doğru eğilmek
Anlamı: elinden geleni yapmak, üzerine düşmek
Örnek: He bent over backwards to get that phone number but in the end he’d written it down wrong!
(O telefon numarasını almak için elinden geleni yaptı ama sonunda yanlış yazmıştı.)


Talk the hind legs off a donkey
Birebir çevirisi: Eşeğin arka bacaklarını düşürene kadar konuşmak
Anlamı: Durmadan konuşmak, kafa şişirmek, vıdı vıdı etmek
Örnek: Watch out for your phone bill when you call her - she can talk the hind legs off a donkey!
Onu aradığında telefon faturana dikkat et. Durmadan konuşur.)


What’s eating you?
Birebir çevirisi: Seni yiyen nedir?
Anlamı: İçini kemiren nedir?
Örnek: She looked really worried after that class. “What’s eating you?” I asked.
(Dersten sonra çok endişeli görünüyordu. "İçini kemiren ne?" diye sordum.


Barking up the wrong tree
Birebir çevirisi: Yanlış ağaca havlamak
Anlamı: Yanlış kişiyi suçlamak
Örnek: You are barking up the wrong tree, mum! I didn’t break the vase.
(Yanlış kişiyi suçluyorsun, anne! Vazoyu ben kırmadım.)
My mother barked up the wrong tree when she accused me of stealing. It was my sister!
(Annem beni suçlamakla yanlış yaptı. Suçlu kız kardeşimdi.)

Have eyes in the back of one’s head
Birebir çevirisi: Kafasının arkasında gözü olmak
Anlamı: Her şeyi fark etmek
Örnek: My teacher has eyes in the back of his head. He never lets us cheat in the exams.
(Öğretmenimin kafasının arkasında gözleri var. Sınavlarda kopya çekmemize asla izin vermez.)

Throw in the towel
Birebir çevirisi: Havlu atmak,
Anlamı: Pes etmek.
Örnek: I don’t think I can win, so I’m going to throw in the towel.
(Kazanabileceğimi sanmıyorum, bu yüzden pes edeceğim.)
But just when I'd want to throw in the towel, something would happen to remind me of why I love it in the first place.
(Ama tam pes edecekken, bir şey olur ve ilk başta neden bu kadar çok sevdiğimi bana hatırlatır.)
All I know is that a hundred times I wanted to throw in the towel, but Linc told me I was going to fight and, thanks to him, I'm going to.
(Bütün bildiğim en az 100 kere havlu atmak istediğim fakat Linc savaşacağımı söyledi, ve onun sayesinde savaşacağım.)
His disease - ridden body - right on the cusp of throwing in the towel of life.

(Hastalığın istilasına uğramış vücudu pes etmenin eşiğinde.)

Give someone a hand
Birebir çevirisi: Birine el vermek
Anlamı: Yardım etmek
Örnek: This bag is too heavy. Can you give me a hand to carry it?
(Bu çanta çok ağır. Taşımama yardım eder misin?)
Let me give you a hand.
(Bırak sana yardım edeyim.)

Bite off more than one can chew
Birebir çevirisi: Çiğneyemeyeceğinden büyük lokma ısırmak
Anlamı: Başından büyük bir işe girişmek
Örnek: He studies Medicine at university and works at a restaurant at the same time. I think he bites off more than he can chew.
(O aynı anda hem Tıp okuyor hem de bir restoranda çalışıyor. Bence başından büyük bir işe kalkışıyor.)
So... it's a sort of biting off more than one can chew.

Yani birinin, çiğneyebileceğinden fazlasını ağzına atmasına benziyordu.

Couch potato
Birebir çevirisi: Televizyon delisi
Anlamı: Televizyon karşısında çok vakit geçirerek tembellik eden kişi
Örnek: My brother is a couch potato. He sits on the couch and watches TV eight hours everyday.
(Benim erkek kardeşim bir televizyon delisidir. Kanepede oturup günde sekiz saat televizyon izler.)


Bu konu ile ilgili daha fazla içerik için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz.
https://ingilizcebankasi.com/tag/ingilizce-deyimler-ve-anlamlari/
https://ingilizcebankasi.com/ingilizce-deyimler/
https://ingilizcebankasi.com/ingilizce-deyimler-2/
 
Son düzenleme:
Üst